ÖĞRENMEYE ETKİ EDEN DUYUSAL VE FİZYOLOJİK FAKTÖRLER


ISZU 

 YÜKSEK LİSANS BİTİRME PROJESİ
Perihan YILLI 
İstanbul
Haziran,  2013

İçindekiler

http://www.iskenderiyekitap.com/?newUrun=1&Id=1371686&CatId=bs607206&Fstate&%2FB%C4%B0R-YUDUM-NEFES
ÖNSÖZ
Bu araştırma ile insanın  görünen yüzü ile görünmeyen yüzüne kısa bir yolculuk yapılmaya çalışılmıştır. Her insanın öğrenme ve beyin kapasitesi kendine özgüdür. Algılama kapasitesinde, genetik ve 0-6 yaş alınan eğitimin önemli rolü olduğu ve bireyin dışarıdan uygulayabileceği muhtelif uyaranlarla  algılamayı arttırabileceğinin  mümkün olabileceği görüşlerine yer verilmiştir.
Hiç düşündünüz mü? Düşünceleri oluşturan nedir? Doğru sorular ile hafıza netleşecek, daha duru daha akılcıl düşünecek hissedecek ve yaşayacaksınız.
Neden sürekli aynı şeyler? Benzer gerçekler ? Şartlanmışlıklara  şartlanmak?
İçimizde olan şeyler dışımızda olanların gerçeğidir. Elle tutulanlar gerçektir de elle tutamadıklarımız? Gerçek değil mi ? Ya da ne kadar gerçek.
Kim görüyor? Gözler mi? Beyin mi? Beyin gördüğünü hatırladıkları ile görür ve nesnelleştirir, çevre ve zamanla ilgilidir. Gördüğümüz kısım buzdağının sadece görünen bölümü..400 milyar işlemcili beynin yalnızca iki binini görüyoruz. Kamera her şeyi görüyor biz ise algılayabildiğimizi...
Araştırmada, öğrenme sürecini ve iletişimi destekleyen  desenlerden, belli bir bilgi ve olgunluk kazanmış, kişileri yönlendirmede etik misyonu olan bilimsel çalışmalar baz alınmaya çalışılmıştır.

                                                                                              Perihan YILLI



 

ŞEKİL LİSTESİ


SAYFA NO
1)      Davranışların Oluşması ve Gelişmesi                                                           17              
2)      Tutumların Dönüşümü                                                                                 19
3)      Diyafram                                                                                                      25 
4)      Otonom Sinir Sistemi                                                                                   25
5)      Depresyondan etkilenen beyin alanları                                                        26
6)      Depresyon sonucu limbik sistemde bulunan hipokampusun                       
sağlıklı ve küçülmüş görünümü                                                                    28
                               




 

 






GİRİŞ
İlim, ilim bilmektir,
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsen,
Bu nice okumaktır..  (Yunus Emre- 17.yy)
İnsanın psikolojik ve fizyolojik gerçekliği arasında bir çizgi çekilebilir mi? Tolstoy - Anna Karanina [1]
İçinde yaşadığımız yüzyıl, bilgi teknolojileri gücünün “kelebek etkisi”[2] yarattığı, öğrenenler ile öğretenler arası sınırların aklın sınırları dışında genişlediği, sektörleri de yeni stratejiler geliştirmeye zorlayan bilişimin itici gücünü hissettirdiği iletişim çağıdır. Bu çağın en belirgin özelliği ise kendiliğinden örgütlenebilir oluşudur.
Bugün dünyanın herhangi bir coğrafyasında kabul edilen bir felsefi görüşün diğer uç bölgesinde bulunan çok farklı bir coğrafyadaki yaşam biçimlerine ışık hızı ile yansıdığına şahit olabilmekteyiz. Herhangi bir gruba ait ritüellerin çok farklı kültürleri etkisi altında tutarak, bir yaşam bir algılama biçimi olduğunu görebilmekteyiz. Dönemin önemli bir realitesi ise, henüz proje aşamasındaki doğruluğu netleşmemiş, farazi bir bilginin yayılımındaki şaşırtıcı hızıdır. 1980’lerden bu yana küreselleşen dünya düzenine paralel kişi ve toplumlar, kapitalizmin tüketim ve üretim strateji planlarının baskın gücü ve etkisi altındadır.
  Beck’e göre “günümüz modernliği, modernliğin kendi kendisi ile hesaplaşmasıdır: Başta sınıf ayrımı, denetleme ve teknik-ekonomik rasyonellik olmak üzere sanayi toplumu modernliğinin tüm değerleri reddedilmiştir. Organize edilmiş belirsizlikler sanayi toplumun denetleyici mekanizmasını ve kendi kendini çok sesli olarak eleştirmesini takip ederek bireyselleşme politikaları eşliğinde gelişmiştir. ‘Sanayi toplumu’ kişilerin kendi anlam ve tanımlarını geliştirmeleri için zorlandıkları ‘bireyselleştirilmiş toplum’ olarak dönüşmüştür. Bireyler bu defa yeni kesinlikler bulmak ve icat etmeye mecbur bırakılmışlardır. Kendi özgeçmişinin, kimliğinin, toplumsal ilişkiler ağının, taahhütlerinin, inançlarının bir tasarımcısı olarak birey (özgürlüğün yerine geçen fakat özgürlükten ziyade) bağlamı olmayan asılsız bir serbestlik ile ben-merkezcil bir yaşam şeklinden keyif almaktadır.[3]
Ben merkezli yaşam, süreç içinde keyif unsuru olmaktan çıkarak kişi ve toplumları depresif, mutsuz kılmaktadır. Birey bu değişimin farkında  olmaksızın öz değerleriyle ve  öz benliğiyle  yabancılaşma sürecindedir
 Prof. Dr. Orhan Doğan: “Küreselleşme, yanlış ve moda bir anlatımla “bütün hızıyla sürüyor”, karşısına çıkanları sürükleyip götürüyor. Olumsuz etkiler karşısında yalnız kalan birey çaresizlik yaşar ve tek başına bu etkilerden kendini koruyamaz. Bana göre çözüm için öneriler şunlar olabilir: kendini ve toplumu iyi tanımak, okuyup bilgi sahibi olmak (bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak – Uğur Mumcu), düşünmek, birleşmek: Aşağıdan küreselleştirmeyi gerçekleştirmek.[4]
       Birey benzer rölativitenin  ortak bir aktörü durumundadır.
 İrfan Erdoğan’a göre ise:“Ezici bir enformasyon bombardımanı ile karşı karşıyayız. Teknolojik gelişmeler dolayısıyla bilgi üzerimize adeta yağıyor. Böyle bir bombardımanı etkin biçimde yönetmezsek gücümüzü tüketebiliriz.”[5]
Her şeye daha kolay ulaşılır olmak kişilerin yalnızlaşmaları ile kendine içselliğine dönüş arzusu beraberinde kendini anlama tanıma gerçeğini yaratmıştır.  Uzaktan yakına bir hazır buluşçuluk süreci yerine kişinin kendi gerçeklerinin ve ritüellerinin farkında olması ile daha yapıcı daha kaliteli bir yaşam anlayışı geliştirecektir. Öyle ki, evimize iş yerimize aldığımız her hangi bir aleti karmaşık yapıya sahip olmayanını  dahi  kullanma kılavuzunu okumadan kullanmazken, yaşama sebebi fizyolojik gerçeğimizin ne kadar farkındayız?
Bu sebeple projenin birinci aşamasında beynin güçlü yapısı tanımlarına, ikinci aşamada son yıllarda oldukça popüler olan  NLP ve Nefesin Gücü Nefes Eğitimi desenlerine  üçüncü aşamada ise insan ve enerji boyutuna kısmen yer verilmeye çalışılmıştır.                                             

PROJENİN AMACI
Bu araştırma ile bireyin kendini eğitiminde fizyolojik, nörolojik ve duyusal özelliklerinin farkına vararak gelişimine katkı sağlamayı amaçlayan, 21.yy. görüşleri ve anlayışlarına açıklık getirilmeye çalışılmış ve bireyin isterse öğrendiği kalıpları istendik davranışlara dönüştürebileceği modeller hangileridir? Sorularının cevabı aranmaya çalışılmıştır.
PROJENİN ÖNEMİ
Öğrenme, insanlık tarihinin bilgiyi keşfinden, son insana kadar sürekliliğini devam ettireceği kognitif bir alandır. Öğrenenlerde bu olay, duyusal iletişim kanalları aracılıyla “zihin- beyin, beden-  ruh “  etkileşimi ile sağlanmaktadır.
Olağan gibi görünen evren ve insanı yakından ilgilendiren konular zaman içinde yazılı bir takım metodik kavramlar içeren bilim ve ilimin doğmasına yol açmıştır. İçinde bulunulan çağın özelliğine göre; bilgi, zamanla değişmekte ama bilgiyi elde etme yeteneği ve sorunları çözmede aklın kullanımı ebedidir.[6] Yüzyılları en fazla meşgul eden akım ise, pozitivist yaklaşımdır; 3. yüzyıl Latin düşünürü Sextus Empiricus ile başlayan 19. yy ortalarında Aguste Comte tarafından geliştirilen ve  “ Otantik bilgiler dışındaki hiçbir veri bilgi değildir, gerçek olan, gerçeğe veya aslına dayanan, orijinal bilgileri savunur” sözleriyle özetlenen; bilimcilik  ve deneycilik  gibi düşünce akımlarının temeli olan, yalnızca beş duyuya hitap eden fiziksel madde dünyasının tek ve kabul edilir gerçek olduğunu savunan günümüz yüzyılında da baskın anlayışını sürdüren bir dünya görüşüdür. Pozitivizm metafiziği, teolojiyi, dinsel kavramları reddeder ve “insan, yalnızca değişmeyen doğal yasalar ile olguları araştırmayı ilgi alanına almalıdır” fikrini destekleyerek matematik, mantık gibi bilgileri de kabul eder ancak içeriksiz olduğunu savunur.  A. Comte’nin   Metafizik, insan kafasının soyutlanmalarından doğmuştur; bilgi alanımız dışındadır ve nesnelerin kendilikleri bilinemez” düşüncesi ile somut olgulara dayanmayan konular bilim dalı olamaz ve gerçeği yansıtmaz, insan sadece gözlemlenebilir olana yönelmelidir[7] düşüncesi pozitivist felsefeyi destekler niteliktedir. Son yıllarda beden, zihin ve ruhun tartışmasız bütünlüğüne dair çalışmalar bir hayli ivme kazanmıştır. Çağımız bilişim ve iletişim organlarının akıl almaz hızda yaygın kullanımı mesafelerin,  kavramların düşüncelerin entegrasyonunda çok önemli bir etkendir. Batıdan doğuya kadar toplumlarda yeni arayışlarla anlayışlar ise hızla genişlemektedir, son yıllarda, eskimiş batıl inanç olarak nitelendirilen anlayışları baz alarak çalışmalar yapılması dikkat çeken sosyolojik bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.
Ruh bilimi olarak “Tasavvuf,  Budizm, Yoga”, zihin olarak “nörobilim genetik, fizik alanları yanında  “nefes, meditasyon, dua, müzik” konularının aynı kapsam içine alındığı ve uygulandığı gözlemlenmektedir.[8]
Öğrenme okul duvarları içinde hapsedilmeyecek kadar sonsuzluk içeren yaşayan canlı bir organizmadır. Birey hayata atıldıktan sonra da devam eden gelişmeyi bekleyen bir süreçtir. Psikolojide, öğrenme, yaşamlar yoluyla davranışlarda meydana gelen oldukça uzun süreli değişmeler olarak tanımlanmıştır.     
Öğrenmede stres, kaygı, anksiyete gibi durumların başarısızlığı tetiklemesi yanında stres ve beraberinde beden-ruh döngüsünde de kalıcı semptomlara yol açmaktadır.
Köknel(1988:32) anne karnındaki bebeğin bile annesinin içinde bulunduğu fizyolojik ve psikolojik koşullardan etkileneceğini ve bu durumun bebek üzerinde strese neden olacağını ifade etmektedir. TEPAV 2012 verilerine göre ise, son 5 yılda Türkiye'de antidepresan kullanımı %65 artmış, 2005'te  yaklaşık 20 milyon kutu olan kullanım 2010 yılında 35 milyon kutuyu geçmiştir. 
Çözümde ise öncelik “ beden ruh sağlığı bütünlüğü korunabilirliği çalışmaları” gündemin konusudur. Bir fizyolojik rahatsızlık olduğunda tıbbi kontrol ve tedavi yolları vazgeçilmez başvuru dayanağıdır. Ancak birey olarak kişinin kendine ait sorumlulukları vardır; kendisine bahşedilen muhteşem organizmayı yakından tanımak, çevresel ve içsel zararlı etmenlerden nasıl koruyabilirim? Daha kaliteli bir beden ve ruh sağlığına sahip olabilmem için yüksek irade ve bilincimle, ne gibi katkılar sağlayabilirim? Benzer soruların cevaplarını bulabilmektir.
Sayısız çalışmalar, öncelikle kişinin bedensel, zihinsel, duyusal yapısını keşfi kendini tanıması ile uygulanacak basit tekniklerle yaşam kalitesinde kalıcı değişimler yaratabileceğinden,  söz edilmektedir. Dr. Lipton’a göre, bilinç düzeyinde alınan kararların kişileri %5 etkilerken, bilinçaltında yatan inanç ve kalıpların %95 oranında davranışları yönetmektedir.
Motivasyon ve pozitif düşüncenin bireyin sağlığından, kişisel ve sosyal yaşamını yönlendirdiği hayatın gerçeğidir. 2.Dünya Savaşı’nda yaralı askerlere uygulanan plasebo efektinin gücü tartışmaları günümüzde de bilim çevrelerini meşgul etmektedir.
Her ne kadar bazı yazarlar gözden geçirmelerinde plasebonun etkisiz veya çok az etkili olduğunu iddia etseler de özellikle kronik ağrı ve psikiyatrik bir çok bozuklukta plasebo etkisini inkâr etmek mümkün değildir. [9]

 

 

 

 

 

 

 

 





SINIRLILIKLAR
İnsanın kendini eğitimi araştırması, konusu gereği çok farklı desenlerin sunulduğu, geniş bir yelpaze olarak toplumları kişileri oldukça yakından ilgilendiği alanı kapsamaktadır.
Batıda klasik fiziğin yerini kuantum fiziğinin aldığı,  gene birçok batı okulunda NLP destekli eğitim verildiği ve özellikle dünya eğitim literatüründe en başarılı eğitim sistemi olarak Finlandiya’ da tüm ülke öğretmenlerinin NLP uzmanı olduğunu görmekteyiz. [10]
Bu nedenle kişinin en önemli yaşam enstrümanı olan “nefes” ve son yıllarda uygulanabilir formal metotları ile profesyonel iş ve eğitim sektörünün popülaritesini arttıran “ NLP olarak tanımlanan, sinir / duyu dili programlama çalışmanın evrenidir. Çok kısa açıklamalarla kişisel farkındalığın bu iki alanında ki sorulara yanıtlar aranmaya çalışılmıştır.
Tüm bu arayışların neticesinde geliştirilen yöntem ve yaklaşımların verimliliği, öğrenenin beden ruh zihin yapısının dengede olduğu sağlıklı ruh hali, sağlıkla işleyen zihin, sağlıklı beden, sağlıklı ilişkiler ve sağlıklı kararlar alan dünya insanının bileşiminde etkili olacağı düşünülmektedir.







Proje Konusu İle İlgili Yurtiçi/ Yurtdışı Çalışma Örnekleri

- Brooks W David Kimya Eğitimi Profesörü ICML (Öğrenme İnteraktif Telafi Model)  Nebraska-Lincoln Üniversitesi http://dwb4.unl.edu/TheoryPaper/compth.html
- Baskent.edu.tr/~zeser/2003-2004/2003-2004/431-7 “Korukçu, M. (2003). Zihni Etkin Kullanma Yönetimi (NLP) nin Yaratıcı Sanat Olarak Tiyatro Alanına Dramatik Yazarlık ve Oyunculuk Bağlamında Uygulanması. Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi,
-Tüz, M. V. (2002). Kişisel Mükemmelliği Yakalamada Nöro Linguistik Programlama (NLP) Tekniği. U.Ü. Fen-Edebiyat Fakültesi. Sosyal Bilimler Dergisi, 3, 137-144.
- Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Ekonometri Anabilim Dalı- 2006/Sinir dili eğitimlerinin istatistiksel analizi örnek olay çalışması [Statistical analysis of neuro linguistic programming case study]
-Yüksel, R. (2001)- Etkin Liderlikte Nöro Linguistik Programlama’nın (NLP) Önemi. Yayınlanmış yüksek lisans tezi, Uludağ Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Bursa.
- Brooks W David Kimya Eğitimi Profesörü Kapsamlı Birleşik Öğrenme Kuramı Nebraska-Lincoln Üniversitesi http://dwb4.unl.edu/TheoryPaper/compth.html




PROJE METNİ

1.BÖLÜM:

1.Sinir Sistemi, Beynin Güçlü Yapısı

İnsanoğlu, beynin ve ait olduğu bedenin işleyiş sırları, gerek felsefi gerek nörolojik gerekse fizyolojik yönü ile şu aşamada henüz tam keşfedilemediği gerçeğini yaşıyor.
İletişimin birinci basamağı anlamak ve tanımaktır, öncelikle kişinin kendini bilmesi kendi bedenini yakından tanıması, özellikle beyni anlaması, beynin bilinen yapısını ana hatlarıyla öğrenmesinin sayısız yararları vardır.

1.1. Sinir Sistemi

Düşünmek, hissetmek, anlamak, hatırlamak, hareket etmek benzer yetenekler olmasaydı hayat olabilir miydi? Veya hareket yeteneği olmasa, hayat nasıl olurdu?
İnsan vücudu muazzam programlanmış bir makinedir. Sinir sistemi uyku halindeyken de vücudun farklı bölgelerine sinyaller göndererek, hareket etme,  sindirim olayı gibi yaşam faaliyetleri gerçekleşir. Duyu sinirleri, benzer işlemleri gerçekleştirmek için dış ya da iç reseptör organlarından veya duyusal alıcılardan aldığı uyarıları sinir merkezine ileterek, topladığı bilgiyi, beyne iletme gibi benzer biçimde motor sinirleri de beyinden aldığı mesajları da hormonlara ve kas sistemine taşımayla görevlendirilmişlerdir. Her bir duyu siniri farklı algılama ve farklı çalışmak üzere programlanmıştır. Öğrenme, planlama, düşünme faaliyetleri sinir sistemleri aracılığı ile gerçekleşen bilişsel bir işlevdir.  Bu özel yetenek insanı diğer canlılardan ayıran özelliktir.

1.1.1. Sinir Sisteminin Bilişsel Fonksiyonları

Sinir sisteminin bilişsel dört fonksiyonu vardır:
ü  Somatik veya gönüllü fonksiyon
ü  Duyusal İşlevi, sinir sistemi insanların ortamlardaki uyaranları algılamasına yardımcı olur,
ü  Otonom veya istem dışı fonksiyonu, farkında olmadan, yaşamak için sistemi korur.
ü  Bilişsel, birleştirme, bütünleme İşlevi: Bilgiyi çözümler,  tepki için karar verir; olasılıklarda bulunabilme gibi düşünmek, hatırlamak için yardımcı olur.
-Hızla yaklaşan bir otomobilin yaklaştığını görme anı, duyusal fonksiyon
-Kalp, hızla çalışmaya başlıyor, otonom fonksiyon
-Arabanın hızla gelmesi sonucu hayat sona erecektir, bilişsel fonksiyon
-Sinir sistemi işlemci reseptörlerinin bedeni yönlendirmesi, olası bir kazayı önleme amaçlı harekete geçme, somatik işlevi
Sinir sisteminde herhangi bir duruma tepki hızlı ve koordineli biçimde işlemektedir. Vücudun güvenini sağlamak için sinir sistemi fonksiyonlarının sağlıklı işlemesi için iyi bir zihin yapısına ihtiyaç vardır. Sinir sisteminin etkin ve doğru kullanımı ile bilgi üretimi mümkündür. Yoğun bir karayolu ağı gibi olmasına rağmen sıkışıklığın olmaması sistemlerin düzeni ile ilgilidir.

1.1.2. Sinir Sisteminin İşlevsel Fonksiyonları:

Sinir sisteminin “merkezi sinir sistemi” ve “ periferik sinir sistemi” olmak üzere iki ana bölümü vardır.
Merkezi sinir sistemini, beyin ve omurilik oluşturur.
Periferik / Çevresel sinir sistemi ise organlar ile merkezi sinir sitemi arası mesaj alışverişini sağlayarak emir ileten sistem. Merkezi sinir sitemi otoban ise ona ulaşmaya çalışan küçük yollar periferik sistemdir.

1.2. Beyin:

Beyin, sinir sisteminin merkezi ve en önemli parçasıdır. Vücudun en üst yönetim fonksiyonlarının yürütüldüğü ana kontrolörüdür ve kafatası ile korunan, içinde paketlenmiş sinir hücrelerini barındıran beyaz lahana görünümlü bir işlemci. Beyin dışarıdan ve içeriden aldığı bilgileri süreçleri depolar, karar sonrası gönderdiği sinyaller ile emirler harekete geçer. Bedene bilgi almak ve geri göndermek beynin yeteneklerinden biridir ve insan çok şey yapabilir güçtedir,  en büyüleyen özelliği düşünme yeteneği olan beynin ortalama ağırlığı, 1000 ile 1.400 gr.’dır.
Beyin 100 milyar sinir hücresinden oluşmuştur. Anne karnındayken 4. haftadan itibaren omurilikte oluşmaya başlayan nöronlar 5. haftada gelişimini tamamlar ve birbirleri arasında 15 bin gibi bağlantı oluşturan muazzam bir işletim ağıdır. Nöronlardan akson ve dendrit denilen küçük sinirler çıkmaktadır 100 miyar nöronun görsel açıklaması Trakya bölgemizin yarısına onar metre aralıklarla ağaç dikilmesi olarak tanımlanabilir.

Öğrenme Nasıl Gerçekleşiyor?

Duyu organlarından gelen veriler nöronlar aracılığı ile limbik sistemde bulunan, dikkat ve hafıza işlemcisi talamusa gelmektedir. Henüz ham olan veriler beyin repertuvarı tarafından anlamlandırılır. Dışardan gelen yeni bir bilgi nöronun uzun olan akson ucu ile kısa olan dendrid ucu birleşir burada bilgiyi taşıyan bir elektriksel akış sağlanmakta ve böylece öğrenme olayı gerçekleşmektedir. Wolfe; Birey biyolojik olarak belli bir dikkat sarf etmediği sürece öğrenmenin gerçekleşemeyeceğini; bununla birlikte dikkatteki artış ile öğrenmenin de arttırıla bilineceğini ifade etmektedir. Caine Renata Nummela Caine ve Geoffrey’in insan beyni ve öğrenme araştırmaları konulu makalelerinde öğrenme olayı ve öğrenmeyi engelleyen esaslarını on iki madde de açıklamışlar, buna göre; tüm öğrenmenin fizyolojik olduğu, beynin ve zihnin sosyal olduğu, bireyin anlam arayışında genetiğin de etkin olduğu,  öğrenmede duyguların önemi, dikkat ve çevresel algıların önemi, öğrenmenin gelişimsel olduğu, bireye özgü öğrenme metoduyla çaresiz kalmanın önlendiğini çünkü her beynin benzersiz düzenlendiği, görüşlerine yer verilmiştir. 
 Ortak prensipte ise “beyin diğer organlar arasında en az keşfedilen organ olma özelliğini hala korumaktadır”. (Strickland, 2003) [11]

Öğrenme Olayı Geliştirilebilir mi?

Çeşitli kaynaklardan ulaşan bilgiler önem derecelerine göre işlem görmektedir. Duyguları uyandıran olaylar limbik sistemde rol alan hipokampus aracılığı ile beyin korteksinde kaydedilmektedir. Hipokampusun özellikle uzun süreli hafıza ve yön bulmada önemli rolü vardır. Beynin öğrenme kapasitesi üzerinde son yirmi yıldır ciddi çalışmalar yapılmakta, Roger Sperry ve Ronald Meyers’ in “bölünmüş beyin etkisi teorisi” (1960) her iki yarım kürenin bağımsız öğrenme merkezleri olduğunu, bir tarafta mevcut olan bilgilerin diğer tarafta tebliğ edilmediği “ bilinçli farkındalık, iki ayrı algılama, düşünme sistemleri olduğunu, beyin hücreleri arasında bağlantıları gelişmemiş insanların beyinlerine ne kadar bilgi yüklerlerse yüklesin, bağlantılar gelişmediği müddetçe, düşünce-muhakeme-akıl yürütme gelişmeyeceğinden tam öğrenme gerçekleşemeyecektir.[12] (burun nefes çalışma tekniği, proje metni içeriği:14)

1.2.1. Beynin Bölümleri:

 İnsan Beyni üç bölümden oluşmuştur;
Buruşuk duran kıvrımları ile kalınlığı 2-6 mm olan duyum ve bilinç merkezidir, üzerindeki çıkıntılar girus, girintiler ise sulkus olarak adlandırılır. Bir sinyali başka bir sinyalin içinden geçirme işlemi ile konvansiyonel bir sistemdir. Tüm bilişsel süreçleri içinde barındıran, düşünme, ezberleme, karar verme mekanizmasıdır. Düşünce ve zekânın yer aldığı insana özgü bilinçli kısım, insanı ilkel canlılardan ayıran bölüm. İlk doğduğumuz anda elimizin üstü gibi düz yapısal forma sahip olan; düşünme ve öğrenme gerçekleştikçe kalınlığı ve kıvrımları artan en genç beyin.  Diğer canlıların hemen tümünde olmamasının nedeni düşünme faaliyetlerinin olmamasıdır.
Beyin ile omurilik arası bağlantı bölümü. Yapısında Bulunan formlar, 
Omurilik soğanı: Solunum ve kalbin çalışma hızını kontrolü ile öksürme, hapşırma, tükürük salgısı, kusma gibi istem dışı hareketlerin merkezidir.
Retüler formasyon:  duyusal ve motor fonksiyonlara karşı neo korteksi uyarır.
Orta beyin: görme işitme refleksleri ile ilgili kısım. Zevk acı algılarını hissetmeye yarayan dopamin hormonu bu bölümde salgılanır.
Limbik Sistem öğrenme hafızaya alma ve duyguların yönetildiği önemli kısımdır. Uzun vadeli hafızanın etkin olduğu, beynin repertuvarının duyguyla harmanlandığı koklama, tehlike duygusu, karşı cinsten etkilenme gibi duyguların etkin olduğu kısım. Olayla ilgili bir duygu varsa daha kolay hatırlanır,

Hatırlanmayan Bilginin İçinde Duygu Yoktur:

Örneğin: Okulda öğrenilen bilgiler genellikle not almaya odaklı dinlenilir; arkasında kaygı vardır endişe vardır stres vardır. Okulda alınan her bilgi ölçülecektir, sınav korkusu vardır.
Şayet öğrenmek istenilen herhangi bir şey salt bilgi formatı ile değil de anı formatı ile kayıt edilirse ve de duygu katılabilirse öğrenme,  daha kolay gerçekleşerek kalıcı olacaktır.  Kalıcı ve etkin öğrenmede bir diğer özellik ise öğrenenlerin öğretenlerini sevmeleridir,  öğrenme anı mutlu yaşanacağından serotonin salgılanacaktır; Çünkü serotonin bir nörotransmitterdir ve nörotransmitterlerin görevi öğrenmeyi dolayısıyla bilginin akışını hızlandırmaktır.
Vücutta serotonin salgılanırken yani öğrenen, mutlu iken bir şeyler öğrenirse öğrenme olayı daha hızlı ve kalıcı gerçekleşir ve bilgi beyin kabuğuna daha kolay ulaşır böylece nöronlar arası bağ kısmında da akıcılık hızlıdır. Mutsuz ve stresli olunduğu zaman beynin üst kabuğu tümüyle kapalıdır ve bilgi atıl olan kısma, beyin sapına iletilir. Beyin sapı işlevsel olarak ilkel olduğundan olaylar arası bağlantı kuramaz öğrenme faaliyeti tam gerçekleşemez ve bir süre sonra da unutulur.
 IV.            Talamus:
Koku duyusu dışında diğer tüm duyuların korteksle bağlantı kurduğu bölümdür. Uyanıklık ve bilinçli olma konumunu koruma ile heyecan duygusunun işlenmesinde rol üstlenir. İstemli hareketlerin denetlenmesiyle, istemsiz ya da duygusal hareketlerin ifade edilmesine katkıda bulunur. Beyin kabuğunun çağrışım alanlarıyla bağlantılıdır ve değişik duyuların çözülmesinde ve bütünleşmesinde uyanıklık ve bilinç durumunun korunmasında, heyecan yanıtlarının işlenmesinde rol oynar.  Tüm bu bağlantılar nedeniyle, değişik patalojik süreçlerin yol açtığı ağır bozukluklar, ayrıca duygu ve kişilikte değişiklikler yaratır.
Latince “ odacık” anlamına gelen beynin orta kısmında yer alan beynin asıl bileşenidir. Korteks altı alanlar ve korteks arasındaki geçiş noktası, koku duygusu hariç, tüm sistemlerden gelen uyaranlar için filtre görevini üstlenen kapı olarak kabul edilir. Beyin kabuğu ile sürekli işlevsel ve birlik içinde çalışır, oldukça fonksiyoneldir. Amaca yönelik bilinçli davranışların sorumlusudur. Böylece konsantrasyon sağlanabilmektedir. Talamus, farkındalık ve aktivite düzeyinde önemli rol oynar

1.3. Merkezi Sinir Sistemi ve İç Salgı Sistemi 

İnsan davranışlarını fizyolojik ve psikolojik açıdan çok yakından ilgilendiren iki sistem;
İç salgı sistemince salgılanan hormonların davranışlar ve düşünceler üzerine etkileri çok büyüktür. Bir hormonun değişimi, kişinin mutluluğunu, mutsuzluğunu, kaygı, korku vb. hallerini tümüyle ilgilendirir. Hormon üreten yedi adet bez mevcuttur;        
Tiroit bezi, fazlası algı ve konsantrasyon, bir konuya dikkat verememe, azlığı ise uyuma, miskinlik, kronik yorgunluk,
Paratiroit bezi, fazlası; uyuşukluk ve hareketsizlik, fiziksel koordinasyonlarda yavaşlama. Azlığı durumunda aşırı duyarlılık, vücutta seğirme ve titremeler
Pineal bez, karanlıkta meletonin salgılar, çocuklarda büyümeyi sağlar
Pankreas – mide ile ince bağırsak arasında bulunur, insülin ve glikon salgılar
Hipofiz Bezi: vücudun hormonel şefi, tüm hormonların kontrolü ona bağlıdır                  
Kişi stres durumunda; hipofiz bezi hipotalamusu etkiliyor – hipotalamus bu esnada iki hormon salgılar, ağrıya acıya dayanıklık için betaendorfin, diğeri böbreküstü bezinde de stres gerginliğe karşı acetilkolin hormonu ve yaralanmalarda kanda pıhtılaşmayı hızlandıran kimyasal salgı.
Böbrek üstü bezleri, streste kalkan görevi görürler
Kişi sıradan bir stres yaşarken birbirini takip eden doğal reaksiyonlar 24 saat işlem durumunu sürdürürler.

1.3.1. Beynin Bilişsel ve Davranışsal Fonksiyonları

1.3.2 Zihin Nedir? 

Fizik biliminin de katkılarıyla nörolojik alanda manyetik rezonans vb. tarama yöntemleri ile ölçümler yapılsa da zihin hakkında net bilgilere henüz ulaşılamadığı bilinen gerçektir. Gülüyoruz, ağlıyoruz, şaşırıyoruz, bazen bir koku  bir sözcük  ile koca bir dünyayı birkaç sinema filmi ile anlatabilecek öyküleşmeye hazır bir hayatı 2 sn.gibi sürede düşünebiliyoruz. Zihin ile diğer canlıların beynini incelenebiliyor, ancak zihin yalnızca kişiye aittir yani zihninizin yalnızca siz farkındasınız. Zihin okumak, sırlarını çözmek adına bilim dalları formüller sunsa da, görünür elle tutulan sinir hücrelerinin duyguya, düşünceye davranışa dönüşümü bir muamma.   
Piaget, bilişsel gelişim kuramı’ nda “ birey yaşamak için zekâsı ile kendine en uygun koşulları bulmaya çalışır ve değişen olgunlaşma sürecine göre çevresi ile etkileşimlerine bağlı olarak değişik yaşantılar kazanır. Zihninde beden gibi yapıları vardır ama bunlar davranışlarla kendini gösterir” demektedir,
Örneğin: Şema, bireyin çevresindeki dünyayı anlamlandırmak için geliştirdiği dinamik bir şablon gibi yeni gelen bilginin konumlandıracağı bir çerçevedir ve şemalar aracılığı ile çevresine uyum sağlar”. 
  Zihin                     Enerji
  Düşünce               Gerçeklik
  Bilinç                    Farkındalık                                                              
  Zihin = Biliş + Farkındalık
ü  Beyin süreçlerinin tümü
ü  Bilinç türlerinin tümü
ü  Her ikisi arasında olup bitenler
Zihin kokuların, seslerin, renklerin dalga ve parçacık dünyasını tercüme eder. 15


1.3.3 Biliş Nedir?
Duyusal girdileri, fiziksel eylem gibi bir çok ince formları öğrenilmiş eski bilgileri empati kurarak işleyerek anlamlandırma, yorumlama, bilinçli akıl kısaca biliş, düşünme demektir. Biliş bilgi işleme demektir. [13]
1.3.3.1.Davranışların Gelişimi   
           
                                                                            (Şema- 1) Davranışların Gelişimi[14]
   
Davranışçı yaklaşıma göre tüm davranışlar öğrenme yoluyla kazanılır. Öğrenme   ilkelerinin U-D modelinde kullanılması ile birçok davranış anlaşılabilir ve gerektiğinde değiştirilebilir.”
Bir tutumun bilişsel bileşeni bireyin objelere ilişkin düşünce, bilgi ve inançlarından oluşur.
Bir nesneye ilişkin olumlu tutumu olan birey bu nesneyi olumlu olarak değerlendirecek ve nesneye karşı olumlu duygular besleyecektir. Buna karşı, olumsuz tutum içinde olduğu bir nesneyi ise olumsuz olarak değerlendirecek ve bu nesneye karşı olumsuz duygular besleyecektir.
Bir nesneye olumlu tutum, bireyin nesnelere olumlu davranmaya, yakınlık göstermeye, desteklemeye eğilim davranışına; Aksi olumsuz tutum ise bu nesneleri eleştirme, zarar verme, ilgisiz kalma, uzaklaşma ya da davranışa yansıma değerinin sıfır olabilme olasılığını yüksek kılacaktır. 
Kavram olarak sosyal psikolojide tutum terimi, bireylere atfedilen ve onun psikolojik objeyle ilgili duygu düşünce ve davranışlarını organize eden eğilimdir. (Smith, 1968)
Bireyin, kendisini günlük yaşamdaki davranışlarını yöneten tutumlarını istediği takdirde değiştirebileceği görüşü savunulmaktadır. “Yapılan araştırmalar, tutum değişmesinde üç faktörün rol oynayabileceğini göstermiştir. Bunlar, bilgi kaynağı, mesaj ve hedeftir. Bilgi kaynağı tutum değiştirme amacıyla verilen bilginin kim tarafından verildiğine, mesajı bu kişinin nasıl verdiğine, hedef ise tutumu değiştirilmek istenen kişi veya kişilere işaret etmek için kullanılır.”[15]
Örnek uygulama:  “ağlamak“ bir duygunun, eyleme, davranışa dönüşümüdür
                               “erkekler ağlamaz“ inancı bir tutumdur.  
Çocuk ağladığı esnada; Anne “erkekler ağlamaz“  inandığı güvendiği 1. Bilgi kaynağı,
                                  Dayı, teyze “erkekler ağlamaz“ önemsediği        2. Bilgi kaynağı,
                       Okulda öğretmen “erkekler ağlamaz“ değer verdiği       3. Bilgi kaynağı,


 1.3.3.5. Hedef: İnanca dönüşen tutumu değiştirebilme
İlk alınan bilgi bilinç tarafından doğru kabul edildiği sonrasında çevresel uyaranlar kanalıyla pekiştirilen bilginin bilinçaltında inanca dönüştüğü öne sürülmektedir.                                                                    
 
                                                                                                      Şema 2- Tutumların  Dönüşümü
“Bir markaya yönelik tutum, markanın denenmesi, başkalarından edinilen bilgiler ya da reklamlardan öğrenilir. Hiç kimse kolaya ya da şekere karşı olumlu bir tutum içerisinde doğmaz. Tutumların gelişmesine aile, bilgi, nesnelerle doğrudan ilişki ve sosyal ilişkiler etkide bulunur.” [16]
Birey, istediği zaman yaşamında yolunda gitmeyen süreçlerin durumlarını değiştirilebileceği ve isterse çok kısa sürelerde gerçekleştirebileceği kendisinde yeterli kaynakların var olduğu fakat kontrol edemedikleri görüşleri öne sürülmektedir.[17]


1.4. BEDEN VE ZİHİN YAPISI İLE İLGİLİ GÖRÜŞLER

“ Ten, ruhun elbisesine benzer, bu el de ruhun elinin yenidir, bu ayak da ruhun ayağına giydiği mesttir. Bil ki bu ten, elbiseye benzer yürü bu elbiseyi giyeni ara, elbiseye sürünüp durma. [18]
Eski yunan felsefelerinde beden, zihin ve tin ayrı tutulmuş tam aksi tezlerle bedenin ruhu olumsuz nitelendirdiği görüşlerine yer verilmiştir. “Filozofların çok büyük bir bölümü, insan tinini bedenden ya da bedensel olandan ayırarak düşünmeye, bedeni hep zihinle taban tabana zıt bir konuma yerleştirerek anlamaya ayrı bir özen göstermişlerdir. Bedenin felsefeden dışlanmasına varan bu kötücül beden bakışının en iyi görülebileceği yerler arasında Pytbagorasçılık, Platonculuk, idealizm, Usçuluk, Ortaçağ Skolastik Felsefesi gelenekleri başı çekmektedir.”[19]
Post modernizm anlayışında “ruh-beden” kavramı;  Genel geçerlilik iddiası taşıyan önermeleri reddeden; gerçeklik, gerçek, doğruluk anlayışlarını tartışmaya açan; farklılığı ve çeşitliliği benimseyen; tek ve mutlak egemenliğe karşı çıkan ve insanı ruh-beden olarak ikiye bölen anlayışla hesaplaşan bir yapıya sahiptir.  
Geçmiş felsefelerde “zihin ile beden ikiliği” sorunu çerçevesinde sunulan görüşler dışında neredeyse bedene yönelik kapsamlı bir felsefe yaklaşımı sunulmamış olmasına karşın,  XX. yüzyıl felsefesinde, bedensel süreçlerin işleyişi ile düşünsel süreçlerin işleyişi arasında hiç de küçümsenmeyecek bir bağlantı olduğu ortaya çıkmıştır. Çoğu eleştirel üst felsefe anlayışı, zihin ile beden arasında ne amaçla olursa olsun belli bir ayrım yapmanın felsefi bakımdan son derece yanlış bir tutum olduğunun altını çizmektedir.
Günümüz için (modernizmi eleştiren ama bir türlü de post modernizmi benimseyemeyen çağımız) beden ve ruh ikiliğinin bir bütün olarak görüldüğü söylenebilir belki ama bu noktada yatan en büyük sorun, artık bedenin dil gibi kurgusal bir boyutta göstergeler aracılığıyla var olabilen bir unsura dönüşmesidir. Artık beden ve ruh organik olmayan (kurmaca) bir ortamda karşılaşmaktadır. Ve bu karşılaşma her defasında yeniden şekillenmektedir.
II. BÖLÜM
Eğitimde Beden ve Zihni Bir Bütün Olarak Kabul Ederek Geliştiren Model Çalışmalar;
2.2 Nefes ve Nefes Teknikleri
İnsanın kendini geliştirmek adına ilgilenebileceği binlerce konu vardır (Edgett1999;119)
2.1.NLP - ABD’ de geliştirilmiş Neuro Lengüistik Programlama (NLP), Zihin ( sinir-duyu) Dili Programlaması olarak eğitim literatürünün pek çok alanında kabul görmüş, bireyin kendini gerçekleştirmesine fırsatlar sunan, potansiyellerinin farkına vararak nasıl daha etkin kullanabileceğini sağlayan uygulamalı modeller ve stratejiler sunan düşünce ve davranış tarzıdır.  
Dilbilimci Yrd. Doç. John Grinder ile psikoloji öğrencisi, Richard Bandler’in öncülüğünde belirli becerilere sahip insanlar ile bu becerilerde mükemmele ulaşmış insanlar arasındaki farklılıkları ortaya koymak için 1970’lerin başında Kaliforniya’ da ortaya çıkmıştır. Grindler aynı zamanda ABD ordusu gizli servisinde çalışmış, dil asimilasyonu gibi konularda çalışmışmış, antropoloji ile de ilgilenmiştir.
Grindler’in, asıl hedef çalışması “düşünce ve eylemin gizli gramatik yapısını”  keşfetmektir. NLP’nin düşünce merkezinde, yer alan sistem, bilinçli ve bilinçdışı zihinler arası ilişki ve dengenin anlaşılır olmasıdır. Bugün, “ABD’ de 100’ün üzerinde enstitüsü ve 2 adet NLP üniversitesi bulunmaktadır. Avrupa’daki NLP enstitüsü sayısı 50’nin üzerindedir.( http://www.nlpdegisim.com/tarihce.php)Türkiye de ise ilk aktif çalışmalar, 1996 yılında başlamıştır.
Mistizm ya da bir ritüel içermeyen,  önemsediği alanı deneyimsel eksersizler ile doğal yetenekleri keşfetmek, geliştirmek, amaçlı ve süreç bazlı dikkatin nasıl kullanılacağı düşünme ve iletişim modellerini içeren metodik bir faaliyettir. Metodik anlamda (duyuma dayalı öğretim-çoklu algılama) bir yan ürün olarak ortaya çıkmıştır. Psikoloji ve danışmanlık, eğitim, iş modelleme, kurumsal kültürel değişim, yönetim geliştirme, spor performansı, kişisel gelişim ve koçluk gibi şimdilik birden fazla alanlarda uygulanabilir özelliktedir. [20]
2.1.1.NLP’nin Dört Temel İlkesi
 NLP’ ye göre, beynin var olan potansiyelinin ancak küçük bir dilimi kullanılabilmektedir. İnsanoğlu zihninin yalnızca hayal gücü ile sınırlıdır ve birey isterse bu sınırların kapasitesini geliştirme gücüne haizdir. 
NLP’nin dayandığı dört temel ilkesi bulunmaktadır;
ü  Ulaşmak istenilen hedefi bilmek,
ü  Hedefe yaklaşıp yaklaşılmadığını anlamak için, duyusal keskinliğe sahip olmak,
ü  Davranışların değişimi için yeterli esnekliğe sahip olmak,
ü  Hemen harekete geçmek Teknik olarak, hiçbir şey söylememekte bir iletişim yöntemidir. Yapılan sayısız araştırmaya göre, bir grup insanla iletişim esnasında asıl etkinin %55 oranında beden dili, %38 oranında ses tonu, söylenen sözcüklerin oranı ise sadece %7 olduğunu göstermiştir. Kısacası ne söylendiğinden çok nasıl söylendiği önemlidir.
Tüm sinir sistemini temsil eden beş duyumuzun beynimizde biçimlenmesi; yaşamda edinilen deneyimlerin duyu organları ve sinir sistemi alışverişinde zihinde kodlanarak, anlamlandırılması ve davranışa dönüşümü olarak tanımlanabilmektedir.






2.1.3 NLP’nin açılımı:
   - N (sinir) zihin olarak tanımlanan 5 duyumuzu temsil etmektedir. Dışarıdan aldığımız tüm veriler beş duyumuz aracılığı ile zihne geliyor ve beyinde oluşan bir dizi fonksiyonel faaliyetle anlamlandırılıyor. Birey yalnızca odaklandığını tanımlayabiliyorken,  bilinçaltının saniyede ortalama üç milyon veriyi alma potansiyeline sahip olduğu savı öne sürülmektedir. Kişinin algılayabildiği verilerin yalnızca 9 tane olduğu, ölçülebilen sayının ise 7+2, 7-2 objenin bilinçli zihinle algılanabildiği ifade edilmektedir. Örneğin: Koldaki saatin bir diğer uyaranın fark ettirmediği sürece hissedilmediği gibi. İçinde bulunulan mekanı ses renk koku oturulan zemin gibi benzer özellikleri bilinçaltının tümünü algıladığı ve hissettiği fakat birey yalnızca odaklandığı birkaç özelliğin farkındadır.
O halde zihin nasıl daha etkin kullanılır beş duyu ile alınanlar nasıl daha etkin kullanılabilir? Birey gördüğü hissettiği unsurlardan nasıl farklı anlamlar çıkarabilir? Daha iyi iletişimi nasıl kurabilir?  
Bireylerin tümü aynı şeyleri görüyor, aynı sesleri işitiyor farklı algılıyor, farklı yorumluyor, farklı düşünüyor.
-          Linguistik; Zihinde duygular düşünceler vardır, ifade edilmesi kullanılan dil ile bir özet gibi olmaktadır. Dili kullanmada diğerleri ile ilgili olmanın dışında asıl önemli olan bireyin kendisi ile konuştuğu dildir;
 Örnek Soru: Kendinizi nasıl tanıyorsunuz?  Çalışkan biriyim mi? Sevimli biriyim mi?  Başarılı bir işadamıyım mı?  Çalışkan bir öğrenciyim mi?
Ya da bu hayatta olmam bir anlam ifade etmiyor mu?
Kişinin “ İç konuşmaları, iç sesi “ Lengüistik, bireyin kendi ve başkaları ile kullandığı dilinin iletişim türü, hangi dil kalıpları ile kullanıyor.
-    Programlama: Beyin tıpkı bir bilgisayardır. Kullanılan dili, beş duyu ile algılanan   
tüm verileri aktarırken bir program dahilinde aktarılır. 

Bireyin zihin programı nasıl? Olumlu mu olumsuz mu?
Bilinçaltında hiçbir şey yapamayacağım diyen kişi, bilmeli ki yapamayacaktır.
Yapacağınızı düşünüyor ise mutlaka yapılacaktır.
Programlama yapıldıktan sonra beyindeki tüm veriler onun için çalışmaya başlar.
Dil beyin uyum içerisinde ve mükemmel bir biçimde aktarılır
Kendiniz ve başkaları ile iletişim en mükemmel biçimde gerçekleşiyor. Görüşlerine yer vermektedir.

 

 

  


2.2. Nefes ve nefes tekniklerinin Organizma Üzerine Etkisi
2.2.1 Nefesin Yeniden Keşfi ile Şifa Kaynaklı Kullanımı
İnsan, yemek yemeden 5 hafta, su içmeden 5 gün, soluk almadan 5 dakika yaşayabiliyor. Nefesin insanın hayati fonksiyonlarının sürekliliği dışında, 1940’lardan bu yana farklı işlerliği hakkında çalışmalar yapılmakta, sistemleşmiş teknikler ile bedensel zihinsel bütünlükte yaşam kalitesini artırarak şifa kaynaklı kullanılabileceği; düşüncenin, duygunun, duygusal zekânın kontrol edilebileceği savunulmaktadır. Kişinin duygu ve düşünceleri ile çevresindeki olayları nasıl etkilediğini? Kendi seçimlerini yaşadığını ve kendisini etkileyen olayları nasıl yönlendirebildiğinin farkına vardığı anda duygu ve düşüncelerini kontrol altına alma zorunluluğu sorumluluğu doğmaktadır. Bireyin nefes teknikleri ile her şeyi kontrol altına alabildiği görüşleri öne sürülmektedir.
İnsan ilk doğduğu anda %100 nefes kapasitesine sahiptir. Karın diyaframdaki oksijen sebebiyle tam kapasiteli dolum durumundadır. Süreç içinde psişik kökenli baskılara dayalı vücuttaki oksijen kapasitesinde yavaş yavaş gerileme söz konusudur. Günümüzde ise yaşam koşturmalarına bağlı olarak yetişkin bir bireyin nefes kullanım kapasitesi %10-15’lere kadar gerilemiş durumda olduğu görüşü tıp çevrelerince de desteklenmektedir. Örneğin: Sağlıklı bir insan dakikada 8-12 nefes kullanırken, stres anında alınan sığ nefes anında dakikada ortalama 60 nefes kullanılmaktadır. İnsanların, yalnızca bir kısmını doldurdukları bu nefes kullanımı ile hücrelere oksijen servisi yapılamadığından tüm sistem olumsuz etkilenecektir. Oysaki düzenli nefes uygulamaları ile akciğer kapasitelerini arttırarak, tüm hücrelerini daha fazla oksijene teslim edebilirler.  Organizmanın tüm sistemlerine bilinçli olarak servis edilen oksijen ile vücutta kanın akışkanlığı artacak, beraberinde uyanık dinlenmiş bir zihin dolaşım ve sindirim olayı ve rahatlamış bir insan.
2.2.2.Nefes, İşlevsel Tıbbın Temelidir.
Optimal Nefes Geliştirme Çalışmaları modern bilim, teknoloji, eski öğretileri de içine alan, dini, manevi tüm formlarda, uygulanan özellikleriyle; zihin-beden-ruh gelişiminde de bütünleştirici bir çalışmadır. Mekanik Solunum aslında her normal insanın vücudunda mevcuttur.
İlaç ya da ameliyat olmadan doğal sağlıklı nefes, diyet-beslenme, duygular, iç temizlik, konuşma, performans ve uyku dahil olmak üzere solunum ile ilgili her şeyde hatta tüm hastalıklar kötü nefes sonucunda daha da kötüleşmektedir. Anaerobik solunumun kanserde  %90 etken olduğu bilim tarafından da kanıtlanmıştır ve gene enerjinin %99’u solunum tarafından sağlanmaktadır ki enerji olmadan yaşam olmaz. Bu enerjinin %20’si de beyin tarafından tüketilmektedir. Klinik araştırmalar gösteriyor ki bilişsel, duyumsal, duyusal davranışlar, sinir sistemi ve fizyolojik faaliyetlerin tümü nefesin doğru kullanımı ile ilişiklidir [21]
Wisconsin Madison Üniversitesi Sağlıklı Zihin Araştırma bölüm kurucusu Psikoloji ve Psikiyatri Profesörü Richard Davidson önderliğinde,  nefes teknikleri ve meditasyonun yüksek frekanslı elektriksel beyin gamma dalgaları üzerinde etkisini test etmek için (15-40 yıl eğitim almış ve deneyimsiz sadece bir haftalık çalışma yapan 10 gönüllü)  insanlar üzerinde 256 elektriksel sensor bağlanarak deneyler yapılmış; ölçüm sonucunda, eğitim almış deneklerde son derece hareketli organize olmuş zihinsel aktivasyonu artmış beyin dalgaları oluşurken, yeni başlayanlarınkinde ise hiç yapmayanlara göre hafif gamma dalgası aktivasyonu kaydetmişlerdir. Sonuç olarak nefes teknikleri ile beynin kendi içinde genişlemeye müsait olduğu tezine varmışlardır. [22]
Güney Florida College Üniversitesi’ne göre ankisiyete tedavisinin en iyi ilacı nefestir. Sığ nefes yerine düzgün oksijen alıp verilmesi insan vücudunun yeteneğini etkileyerek hastanın endişe, sinir ve gerginlikten kurtulacağını, oksijenin doğru kullanımının duygusal düşünülmemesi, vücudun atık ürünlerden arınarak kanın temizlendiğini; biraz bebeklerin dünyasına girerek onların nefeslerini ve şiş karınlarını modellemek gerekir. Nefesin istemsiz bir hareket olarak düşünülebileceğini fakat nefes eksersizleri ile, olumsuz duyguların düşüncelerin yatıştırabileceğini, sinir sisteminin güçleneceğini, enerji ve duygusal seviyelerde
zaman içinde farkın yaşanacağını, acele etmeden tekniklerin uygulanmasını, zorlanma olduğu takdirde sağlık uzmanına başvurulması”  NLM Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından  şifa kaynaklı kullanım çalışmaları yapılmaktadır. [23]






2.2.3) Diyafram Nefesinin Kullanımı ile İkili Sistemlerin Etkileşimi ;  
Diyafram /  kas (Şekil 3)  tr.wikipedia.org -                                       Otonom Sinir Sistemi (Şekil 4) egitimportali.com
“Akciğerlerin aşağı yukarı hareketlenmesi, onların genişlemesine ve oksijenle daha fazla dolmasına sebep olduğu ayrıca diyaframın üzerinde abdominal denilen sinir ağı diyafram kası kullanıldığı andan itibaren otomatik olarak vücuttaki tüm ikili çalışan sistemlerde denge ve uyum oluşturduğunu vücudun sempatik ve parasempatik, sağ beyin-sol beyin, kanın alkalik- asetik gibi kutupsal çalışan tüm sistemde denge oluştuğu, özellikle sağ beynin aktivasyonu sağlandığı çünkü sol beyni kullanacağımız dünyaya göre hazırlanmış eğitim sistemleri ile rakamlarla ifade edilen, biz ve görünenin ötesindeki kavramlardan uzaklaşıldığı, sınırlı düşünmeye zorlanarak, hayal kurmaktan uzak kalındığı yaşam dışının da var olduğu diyaframın kullanım ile bireylerin, olasılıklardan potansiyellerden ve daha fazlası kavramlarından söz etmeye başlayacağı”, ayrıca üst solunumun stresi,  diyafram solunumunun mutluluğu desteklemesi ile, akciğerlerin nefes kapasitesinin artırılarak,  diyafram ile beraber kullanımı ile başarı ve mutluluğun birlikte gerçekleştiği böylece insan hayatının kalitesinin de artabileceği çalışmalarına yer verilmektedir. Nefesin derin alınıp uzun kullanılarak tüm dokulara servis edilmesi ile her hücre görevini yapabilmek için gereken oksijen kapasitesi dışında psikolojik olarak parasempatik sistem ve hormonlar aktive olması ile bireyin tam bir denge içine girebildiği.  Oksijenin işleyebilmesi için gerekli ortamı hazırlamanın önemi üzerinde durularak öncelikle, büyük nefes alıp uzun kullanılmanın öğrenilmesi ile alyuvar sayısının yeterli sayıya getirilmesi,  akciğerlerin kana bıraktığı oksijenin, alyuvarlar tarafından tutulup hücrenin içerlerine kadar giderek difüzyonun – O2 ve CO2 değişiminin sağlanması. Bu gerekçelerle solunumun ikiye ayrıldığı dış solunum, havanın dışarıdan alınıp ciğerlere kadar taşındığı, ikinci mesafe var ki CO2 yükselişi, PH düzeyinin belli bir seviyeye gelebilmesi için nefesin beklemesi gerektiği, bunun da uzun nefes ile gerçekleştiği. Nefes verildiği kadar alınması tıpkı kovanı boşaltılıp doldurulması gibi ve kişinin nefes tekniklerini amaca yönelik kullanılması ile istenen hedefe ulaşılacağı ifade edilmektedir.  
Nörobilim, biyoloji ve davranış uzmanı Dr. Daniel Smith ( 2010) “ beynin ve kanın ilk kaynağı oksijendir, kan akımı ya da oksijen miktarının ruh hali, enerji artımı,  basit birkaç eksersiz ve birkaç beslenme önerisi ile daha aktif bir beyin için önemlidir” duyusal ve hissel farkındalığa girerek mekanizmaların işleyişini beyin hasar sonrasında hastalarda yapılan araştırmalarda bu ilişkiyi kurabildikleri ve kullandıklarını açıklamaktadır.[25] Bu bağlamda, Dr. Mehmet Öz ve çalışma arkadaşlarının klinik çalışma sonuçlarına göre; stresin beynin en kötü zehri kortizol seviyesini arttırdığı sonucunda da hafıza, yön bulma gibi işlevsel özelliği olan, limbik sistemde yer alan hipokampusun küçüldüğü. Örneğin; tıp öğrencilerinin ezbere dayalı eğitimleri nedeniyle hipokampuslerinin büyük olduğu, özellikle uyku
apnesi, obez ve gece horlaması olanların kortizol seviyesinin yükselerek beynin küçüldüğü, beyin dokusunun azaldığı, damarların % 20-30 daha küçüldüğü ve nefes teknikleri ile zihnin rahatlayarak hipokampusun sekiz hafta gibi zamanda büyüyebileceğini,  hipokampusun çok kolay büyüyen ve küçülen bir özelliği olduğunu ve odaklanarak doğru nefes uygulamalarının yapılmasının çok önemli olduğunu vurgulamaktadırlar. [26]


           Şekil-6 küçülmüş hipokampus


Şekil- 5.  Depresyondan etkilenen beyin alanları http://www.health.harvard.edu/newsweek/what-causes-depression.htm                 

 

 

 

 

 

 






2.3. Duyusal ve Fizyolojik Yapının Enerji ile Etkileşimi ile İlgili Görüşler
Dr. Mehmet Öz’e göre; ”kalp yalnızca kesilerek tedavi edilen bir avuç et değildir. Tıbbın fiziki yönü ile ruhsal-psikolojik yönünün de olduğu, içinde sevgi yerine kötülük barındıranlarda kalp krizi riskinin çok daha yüksek olduğunu, hastanın sağlığına kavuşmasında duanın etkisi çoktur”
Norveç’te yapılan bir araştırmada,  hastaların %75’inin inanç tedavisi ve alternatif tedavi yollarıyla iyileştiği sonucuna varılmıştır.(http://norvig.com/prayer.html)
Dr. Faik Özdengil’e göre; “Dünyada 800 terapi tekniği vardır. Bu teknikler, davranışçı, bilişsel, dinamik ve varoluşçu olarak dört grup altında toplanmaktadır ve bütüncül yaklaşımından dolayı Mesnevi tüm ekolleri içeriğinde barındırmaktadır, terapist Milton Erickson’un öyküleri de Mesnevi’ de anlatılan hikayeler ile birebir örtüşmektedir”




Proje Yöntemi
Araştırmada bilgi, veri toplama, kaynak tarama ve datebase tekniği kullanılmıştır. Yerli yabancı özellikle uygulamalı örnekler ile tıp ve akademik çevrelerce de kabul görmüş makaleler, metinler incelenerek içeriğinden uzaklaşmadan özetlenmeye çalışılmıştır.  

  


Sonuç
Birey, tüm çevresel ve içsel verileri  kendi sınırları dahilinde  algılar, bilinçaltına gönderdiği sinyallere göre de yaşantısını davranışlarını duygularını belirler. Aynı varlıkları farklı kişilerin farklı tanımlamaları bilinçaltı inançları ile orantılıdır. Bilinçaltı anı formatı ile çalışır, sözgelimi kişi daha önce hiç bilmediği bir nesneyi anlamlandıramaz ve her türden prototipi referans olarak kullanır ve hayal dünyası ile örgüleyerek kendine göre figürleştirmeye çalışır.Beynin kapasitesini  çalışma sistemini öğrenmek çoklukla akıllardan bile geçmez oysa beyni sinir sisteminin depolandığı alanın  nöroşirurji uzmanı kadar olmadan bireyin işine   yarar özelliklerini bilmesinin sayısız yararları olacaktır, aksi  karanlıkta el yordamıyla hareket etmek gibidir.
Son yıllarda, öğrenme ve hafıza üzerinde gerek psikolojik gerekse nörolojik ve psiko fizyolojik anlamda deneysel ve alan uygulama çalışmaları oldukça gündem oluşturmaktadır. Öğrenme ortamları yaşamın her döneminde, her yaşa ait prosesler içeren genişleyen bir anlayış içermektedir. İnsan rasyonel yani akli varlıktır, kendini daha yakından tanıyarak sağlığını yitirmeden önce, nasıl daha sağlıklı kalabileceğini düşünerek bireysel gelişimine katkılar sağlayabileceği adına çeşitli motifleri uygulayabileceği; beynin güçlü yapısını keşfetmesi, tıp otoritelerinin de kabul ettiği şifa kaynağı olarak görünen nefesin iyileştirici hastalık önleyici özelliği ile fizyolojik ve psikolojik tüm sistemlerin denge de kalabileceği görüşlerinin hakim olduğu görüşleri oldukça yaygındır. Bilginin sınır tanımayan yayılmacı hızı ile paylaşıldığı, sürecin üyeleri olarak; her birimizin evrenin birer  tamamlayıcısı olduğumuz gerçeği, varlığın yalnızca madde boyutla sınırlandırılamayacağı  ve isterse ve de  inanırsa çok şeyi hatta memnun olmadığı alışkanlıklarını, davranış ve tutumlarına da müdahale edebileceği, çok başarılı olarak nitelendirdiği diğer insanlar kadar yetinin kendi sınırlarında da olduğunun farkına varacaktır. Kendini yönetmeyi öğrenecek NLP gibi  modellerin de  oldukça yaygın kullanıldığı desenlerle daha kaliteli bir vizyonu kendine çizebilecektir.


KAYNAKLAR
BBC News, London - Dr. Gary Small, Director of the UCLA Longevity Center -Can you use your brain to 'change your age'? “ Beyin Yaşı Değiştirilebilir mi?  (ZT: 17.05.2013)
- Doç Dr. Buket Erkal-  Doç. Dr. Ali Uzunöz Prof. Dr. Enver Özkalp- Prof. Dr. Hüsnü Arıcı- Prof. Dr.  Rüveyda Bayraktar- Prof. Dr. Orhan Aydın -  Davranış Bilimlerine Giriş “Sosyoloji-Davranış Bilimlerine Giriş” Anadolu Üniversitesi, 2002
-Dr. Mac Lean Paul The Triune Brain “ Üçlü Beyin Teorisi” http://www.kheper.net/topics/intelligence/MacLean.htm ( ZT: 25 Nisan 2013)
- Dr. Öz Mehmet Stresi önleyen nefes tekniği ve nefes hipokampus etkileşimi http://www.vidivodo.com/video/dr-oz-show-stresi-onleyen-nefesler/963448 (ZT 22 Mayıs 2013)
- Doktor Özdengül Faik, Söyleşi: “Mesnevi Başlıbaşına Bir Terapi Kaynağı” http://www.aktuelpsikoloji.com/haber.php?haber_id=8021 ( ZT: 10 Nisan 2013)
- Dr. Judith Kravitz: Transformational Breath https://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=y7xuVO78ijs ( ZT: 15 Nisan 2013)
- Dr. Aydın Selim, makale “ Düşünce ve Zihni Kontrol Etmede Farkında Olmak” http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/dusunce-ve-zihni-kontrol-etmede-farkinda-olmak.html Ekim 2000 Yıl : 22 Sayı : 261 ( ZT:01 Mayıs 2013)
- Essortment Jean Piaget's Theory Of Cognitive Development “ Piaget Kognitive Teori http://www.essortment.com/jean-piagets-cognitive-developmental-theory ( ZT 20 Nisan 2013)
- Exforsys Inc: NLP http://www.exforsys.com/tutorials/nlp/nlp-sensory-acuity.html( ZT: 27 Nisan 2013)
-Felsefe Gen: Yapısalcılık http://www.felsefe.gen.tr/post_yapisalcilik_nedir.asp ( ZT: 5 Nisan 2013)
-Göçmen Aylin, “Yeniden Öğrenme” Atlas Yayın Dağıtım- İstanbul, 2003
- Livestrong Oxygen in the brain : “Beyin ve oksijen” http://www.livestrong.com/article/332279-how-to-increase-the-amount-of-oxygen-in-the-brain/#ixzz2SXULpKd0 ( ZT: 18 Nisan 2013)
- Mesnevi, Tam Metin – Panama Yayıncılık, 2011
- Mustafa Kartal- “Nefes Teknikleri” Sistem Yayıncılık, 2012
- Madi Bülent, “Öğrenme Beyinde Nasıl Oluşur” Morpa, 2006
- Prof. Dr. Kumbasar Hakan Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD, Psikiyatr Uzm.   Dr. Ceren Göker, Psikiyatr Uzm. Dr. .Ayşegül Yılmaz, Mamak, Ankara-Türkiye Plasebo etkili midir? Etik midir?/ Klinik Psikofarmakoloji Bülteni, Cilt: 19, Say›: 2, 2009 / Bulletin of Clinical Psychopharmacology, Vol: 19, N.: 2, 2009 - www.psikofarmakoloji.org (ZT:06 Mayıs 2013)
- Robbins Antony, Kişisel Başarıda Zirveye Ulaşmanın Yolu “ Sınırsız Güç” İnkılap Kitabevi, 1993.2008
-USA New York Psychology Today http://www.psychologytoday.com/basics/cognition (ZT: 19 Nisan 2013)
- USA Charlotte Breathing, Breathing Exercises, Techniques and Breathing for Anxiety ( Ziyaret Tarihi: 19 Nisan 2013)
- United Kingdom Londra “Hologrefik Nefes”  http://www.holographic-breathing.com/3/index.php/newsletter  www.breathing.com  ( ZT: 15 Nisan 2013)
- University Of California Uygulamalı Duyusal ve Tüketici Bilimleri  http://extension.ucdavis.edu/unit/agriculture_and_food_science/certificate/applied_sensory_and_consumer_science ( ZT 23 Mayıs 2013)
- USA Breathing Development Research, Education, Services, Functional Medicine ( ZT:16 Mayıs 2013)
- USA Washington Energy Department Announces Regional Winners of University Clean Energy Business Competition  World WideScience.org “Alternatif Öğrenme Sistemler Projesi” http://eskwela-apc-nstp.wikispaces.com/The+Nervous+System (ZT: 8 Nisan 2013)
- USA, 1995 Carl E. Rischer - Thomas A. Easton, Focus on Human Biology, 2nd Edition, Harper Collins College  ( Z.T. :05.Nisan 2013)
- USA Austin,The LIVESTRONG Cancer Clinical http://www.livestrong.com/article/332279-how-to-increase-the-amount-of-oxygen-in-the-brain( ZT 20 Nisan, 2013)
Köknel Özcan, “Zorlanan İnsan” Altın Kitapları, İstanbul, 1988
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı, Antidepresan Kullanımı
- Prof. Dr. Ünal Süheyla, Bilinç:iys.inonu.edu.tr/webpanel/dosyalar/548/file)
- wikipedia.org/wiki/Edward_Lorenz
- Zihin Eylem İlkeleri Öğrenme. http://learningcircuits.blogspot.com/2006/07/brain-mind-learning-principles.html  ( ZT 18 05 2013)  






http://pozitifid.com/
http://pozitifid.wix.com/pozitifid#!about/cipy

Sitedeki yazılar izinsiz ve kaynak belirtmeden başka yerde yayımlanamaz. yazıları  kaynak belirterek ya da  link vererek paylaşabilirsiniz,teşekkür ederiz PozitifID Kişisel Gelişim



Öğrenmeyi Etkileyen, Duyusal ve Fizyolojik Faktörler” proje çalışmayı destekleyen bir örnek çalışma;


Fakülte Yüksek Okul: TC Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Eğitim Programları ve Öğretim Bilim Dalı ( program Geliştirme Programı)
Araştırmayı Yapan: Yüksek Lisans Öğrencisi, Pınar Bilasa Ankara Temmuz, 2006
Araştırma konusu ve yılı: NLP Pratisyenlik Eğitimi veren kuruluşlarca, gruplara uygulanan program sonrası feedback değerlendirmesi:  araştırma, 2004 yılında, Ankara ve 2006 yılında İstanbul, İzmir illerinde eğitim alan bireylere yapılmış.
Sınırlıklar: üç eğitim programı ve eğitimi veren eğitmenler- eğitime katılan 69 öğrenen
Eğitime katılanların eğitim durumları:
% 15,9 lise, % 63,8 üniversite, %15,9 yüksek lisans, % 4,3 doktora mezunları.
Tablo 21: Eğitime katılanlara; Kazandırılmak istenen davranışların, uygulamaya geçirmede güçlük yaşayıp yaşamadıkları, sorulmuş;
Eğitime katılanların görüş dağılımı:
“Eğitimde beklenen uygulamaları yapmakta güçlük çektim”:
Kesinlikle katılıyorum; %1,4
Katılıyorum;%7,2
Katılmıyorum;%24,6
Kesinlikle katılmıyorum;%66,7
“Çalışmada yer alan görüşme, gözlem, anket sonucunda NLP pratisyenlik eğitim programlarının, eğitime katılan kişilerin eğitimi alma amaçlarına hizmet ettiği görülmüş” ifadelerine yer verilmiştir.




[1] http://www.biltek.tubitak.gov.tr/gelisim/psikoloji/deneme.htm
[2]Edward Lorenz-1972
[3] Nilüfer Talu, makale Endişeli Bakışlarda Modern Birey http://jfa.arch.metu.edu.tr/archive/0258-5316/2010/cilt27/sayi_2/141-171.pdf
[4] Prof. Dr. Orhan Doğan- Aziz Şeker Küreselleşmenin Psikososyal Boyutu Üzerine söyleşi-Mart,2006-Sivas (http://www.sosyalhizmetuzmani.org/kuresellesmepsksosyalboyut.htm
[5] irfan Erdoğan: Öğrenmek Gelişmek Özgürleşmek: 82, Sistem Yayıncılık 2004
[6] Akademik Planlama, D.J.Rwley-H.Shermen-Çeviri, Prof.Dr.Adem Esen:240)
[8] http://www.yenibirbendoguyor.com/about.aspx)

[9] Plasebo Etkili midir? Etik midir? Makale; http://www.psikofarmakoloji.org/pdf/19_2_14.pdf
[10] Yrd.Doç.Dr.Ali Erarslan Aralık-2009-Efmed Dergisi
[11] http://learningdisabilities.about.com/od/whatisld/a/whatissld.htm  
[12] psychology.about.com/od/cognitivepsychology/a/left-brain-right-brain.htm
[13] Senemoğlu,N.(2003):Kuramdan Uygulamaya Gelişim Öğrenme ve Öğretim, Gazi Kitabevi
[14] http://wwwpsychologytoday.com/basics/cognition                                                                                                                                                
[15]  Davranış Bilimlerine Giriş TC Anadolu Üniversitesi Yayını No:1355
[16] www.baskent.edu.tr/~zeser/2003-2004/2003-2004/431-7 
[17] Antony Robbins- Dr. Mehmet Değirmenci (çeviri) Sınırsız Güç                                                                                         
[18] Mevlana Celaleddini Rumi Mesnevi, Panama Yayıncılık,2011 Ankara: 290
[19] tr.scribd.com/doc/62400693/Felsefe-Ekibi-Dergisi-Sayi-12-13
[20] www.inspiritive.com.au/nlp_faq.htm
[21] http://www.effective-mind-control.com/breathing-exercises.html

[22] http://www.washingtonpost.com/wp-dyn/articles/A43006-2005Jan2.html

[23] 27. (www.livestrong.com/article/414940-breathing-exercises-for-anxiety-how-and-why-they-work/)
[24]  Mustafa Kartal- Nefes Teknikleri)
[25] http://www.dur.ac.uk/psychology/staff/?id=2836     
[26] http://www.vidivodo.com/video/dr-oz-    show-stresi-önleyen-nefesler/963448

Popüler Yayınlar